Nihan Feyman Gök- Dijital Oyun Dili
8 Eylül 2018
Dün gece Ankara'dan Denizli otobüsüne bindiğimde, yolda tek başıma olmanın verdiği hüzünle uzun zamandır mesleki anlamda bir eğitime katılmamış olmanın verdiği heyecan birbirine karışmıştı. Yol boyu uyku ve uyanıklık arasındaydım. Denizli'ye yaklaştıkça, yolda palmiye ağaçlarını görmek bana çok iyi geldi. Sabah odama vardığımda biraz uyuyup kahvaltı için saatimi kurdum. Oda arkadaşım ve eski dostum Nalan'la sıcak bir kucaklaşma sonrası sohbet ettik. Eski bir dostla görüştüğünde, yıllar geçse de dün ayrılmış gibi buluşmak hayatın ödüllerinden biri, değerini bilmeli.. Belma hocam da dün buradaymış,onu göremediğim için üzüldüm. Yakında yine yolumuz oyunla kesişecek, biliyorum. O, ustalığını aşkla yaptıkça biz de çıraklıktan daima keyif alacağız.
Otelle fakülte arasını yürüyerek geçip karşımızda Babadağ'ı gördüğümüzde dağın kampüsteki olağanüstü manzarası ile gözlerimizi doldurduk, sarmaşıklarla dolu bir yolda dilek tutarak yürüdük. Batıl inançlarım olmamasına rağmen, bu güzel yapraklı yol sanki bana bir dilek tut! diye fısıldadı. Dileklerimiz gerçekleşirse ilk olarak birbirimize haber vereceğimizi söyleyerek, Nalan'la sınıfa girdik.
İşte 'Oyun Bizim İşimiz' ekibi buradaydı. Türkiye'nin dört bir yanından hepimiz yeni dünyanın, yeni dilini konuşmayı öğrenmeye gelmiştik. Bu dil, nasıl bir dildi? Çocukların, gençlerin konuşmaya can attığı, daha büyüklerin biraz endişe ile yaklaştığı bu dili hayatın gerçek deneyimlerini kaçırmadan konuşmayı öğrenebilecek, öğretebilecek miyiz? Dijital oyun sürecini bağımlılık hastalığına yakalanmadan yönetebilecek miyiz? Kontrol kimde olacak? Çocukların ebeveynleri ve öğretmenleri olmanın yanında yeni bir sorumluluk daha mı alıyoruz hep birlikte? Yeni rolümüz, teknoloji polisliği mi? Bu sorular aklımda, Nesrin Hocamın yönlendirmesiyle gruplara ayrıldık ve ilk etkinliğimize başladık. Görevimiz bir kutu içindeki bir yapbozu yapmaktı. İkinci görevimiz ise, yine bir yapboz yapmaktı ancak bu kez yapbozu bir tablet ile oynayacaktık. Her iki oyunu bitirdikten sonra, şu sorular üzerine düşündük: Nasıl başladınız? Ne hissettiniz? Hangi becerileriniz gelişti? 3 - 6 yaş arasında bir çocuk olsaydınız ne hissederdiniz?
Grubumuz, günün sloganları etkinliğinde gülen yüzleri topladı:
'Dijital oyuna direnç, bilince dönüşmeli!
Dün gece Ankara'dan Denizli otobüsüne bindiğimde, yolda tek başıma olmanın verdiği hüzünle uzun zamandır mesleki anlamda bir eğitime katılmamış olmanın verdiği heyecan birbirine karışmıştı. Yol boyu uyku ve uyanıklık arasındaydım. Denizli'ye yaklaştıkça, yolda palmiye ağaçlarını görmek bana çok iyi geldi. Sabah odama vardığımda biraz uyuyup kahvaltı için saatimi kurdum. Oda arkadaşım ve eski dostum Nalan'la sıcak bir kucaklaşma sonrası sohbet ettik. Eski bir dostla görüştüğünde, yıllar geçse de dün ayrılmış gibi buluşmak hayatın ödüllerinden biri, değerini bilmeli.. Belma hocam da dün buradaymış,onu göremediğim için üzüldüm. Yakında yine yolumuz oyunla kesişecek, biliyorum. O, ustalığını aşkla yaptıkça biz de çıraklıktan daima keyif alacağız.
Otelle fakülte arasını yürüyerek geçip karşımızda Babadağ'ı gördüğümüzde dağın kampüsteki olağanüstü manzarası ile gözlerimizi doldurduk, sarmaşıklarla dolu bir yolda dilek tutarak yürüdük. Batıl inançlarım olmamasına rağmen, bu güzel yapraklı yol sanki bana bir dilek tut! diye fısıldadı. Dileklerimiz gerçekleşirse ilk olarak birbirimize haber vereceğimizi söyleyerek, Nalan'la sınıfa girdik.
İşte 'Oyun Bizim İşimiz' ekibi buradaydı. Türkiye'nin dört bir yanından hepimiz yeni dünyanın, yeni dilini konuşmayı öğrenmeye gelmiştik. Bu dil, nasıl bir dildi? Çocukların, gençlerin konuşmaya can attığı, daha büyüklerin biraz endişe ile yaklaştığı bu dili hayatın gerçek deneyimlerini kaçırmadan konuşmayı öğrenebilecek, öğretebilecek miyiz? Dijital oyun sürecini bağımlılık hastalığına yakalanmadan yönetebilecek miyiz? Kontrol kimde olacak? Çocukların ebeveynleri ve öğretmenleri olmanın yanında yeni bir sorumluluk daha mı alıyoruz hep birlikte? Yeni rolümüz, teknoloji polisliği mi? Bu sorular aklımda, Nesrin Hocamın yönlendirmesiyle gruplara ayrıldık ve ilk etkinliğimize başladık. Görevimiz bir kutu içindeki bir yapbozu yapmaktı. İkinci görevimiz ise, yine bir yapboz yapmaktı ancak bu kez yapbozu bir tablet ile oynayacaktık. Her iki oyunu bitirdikten sonra, şu sorular üzerine düşündük: Nasıl başladınız? Ne hissettiniz? Hangi becerileriniz gelişti? 3 - 6 yaş arasında bir çocuk olsaydınız ne hissederdiniz?
Üç boyutlu yapbozu yaparken önce resmin bütün halini dikkatlice inceledik. Yapboz parçalarının köşeli olanlarının ayrılması, aynı renklerin bir araya toplanması gibi amaca uygun stratejilerimizi belirledik. Grubumuzdan Hilal, keşke bu yapboz beş bin parça olsaydı diyerek yapboz oyunlarına olan tutkusunu dile getirdi. Tablet üzerinden oynadığımız yapbozda ise hepimiz sıkıldığımızı farkettik, görevi bir an önce tamamlayıp bitirmekti amacımız. Yapboz oyunu için sunulan 386 farklı oyun seçeneği, bize fazla geldi. Seçmekte zorlandık. Oyunu oynamak için vereceğimiz enerjinin önemli bir kısmını oyunu seçmek için harcadığımızı farkettik.Tabletin bir çocuğa, oyun sürecinde daha fazla hükmetme şansı verdiğine de kanaat getirdik. Bu da dijital oyunun güçlü yanıydı.
Grup oyunumuz süresince tartışma konularımızdan biri de 'game' kelimesinin içerdiği anlamı dilimize tam ve doğru yansıtılıp yansıtılamadığı idi. 'Game' kavramı, oyunun daha rekabetçi ve kuralcı bir formu olarak tanımlanıyor. Biz ise 'dijital oyun' dediğimiz zaman oyunun bu formunu zihnimizde canlandırabiliyor muyuz? Hala düşünüyorum.
Sonraki aşamada çocukluğumuza döndük ve çocukken en sevdiğimiz oyunları düşündük. Benim en sevdiğim oyun 9 taşla oynanan Dalya oyunuydu. Bugün çok fazla oynadığını görmüyorum çocukların. Saklambaç oyununun, her nesle verdiği müthiş hazla, 'zamansız oyun' unvanını hakettiğini düşündük. Ateş-don oyununun da adının kovalamaca olarak değiştiğini farkettik. Menekşe Hocam, yerden yüksek oyunu ile ilgili çocukların yaratıcılığını tetikleyen güzel bir anısını bizimle paylaştı. Hoca okulda bu oyunu oynatırken, mekandaki mevcut yüksekliklerin de su altında kaldığını söyleyince çocuklar hocanın üzerine çıkmış. Çocukluk oyunlarımızdan bahsederken, hepimizin yüzünde oluşan güzel tebessüm gözümün önünde şu an. Oynadığımız oyunları hatırlamak iyi geldi bize, çocukluğa dönmenin imkansızlığı bir tarafa, bunu olanaklı kılmanın tek yolu oyun anıları anlatmak. Şimdi bambaşka bir görevimiz vardı ve bu görev oyun anılarına dönmek kadar kolay değil. Görevimiz, 10 yıl sonra çocukların oynayacağı bir oyuncak hayal etmek! Bu görevi yerine getirmenin en garanti yolu, içinden teknoloji geçen bir oyuncak tasarlamak. Biz de saklambaç oyununu dijitalleştirdik. Ebe olan çocuk dijital bir gözlük takıyor ve saklanan çocuk elindeki kumanda ile o gözlüğü takanın görebileceği saklanma yerleri oluşturuyor. Böylece çocuklar her mekanda saklambaç oyunu oynayabiliyor. Böylece dünyanın en bilinen, en sevilen oyunu teknolojik bir form kazanıyor. Fikri destekleyen arkadaşlarımıza çok teşekkürler.
Günün kalan kısmını iki farklı etkinlikle tamamladık. Bunlardan birincisi dijital oyunun temel kavramlarını araştırmak, kavramlarla tanımları rekabetçi bir yöntemle birleştirmekti. Bu oyunu grubumuz kazandı, kavram hakimiyetimizi tescilledik; mutluyuz! Aynı başarıyı Nesrin Hocamın izlettiği bir ritim oyununda sergileyemediysek de bunun yeteneklerimizle alakası yoktu. Ritim oyunu gerçekten zordu. Diğer etkinlikte scratch-jr oyunu oynadık. Günü kampüsün sosyal tesislerinde bitirdik, yorgun ama mutlu...
'Dijital oyuna direnç, bilince dönüşmeli!
İfadelerin tanımların harika!!!
YanıtlaSilÇok teşekkürler Nesrin Hocam.
SilCanım benim, karşılaşamadık.. En kısa zamanda buluşmak dileği ile..
YanıtlaSilEn kısa zamanda Hocam..
Sil